***

nen hatun ,nene , osmanli , osmanli kadini


                Başını okşadı ağabeyinin, günün ışımasını beklerken. Artık ağlamıyordu,  ağlamak istemiyordu. “Hasan “ dedi ağabeyine. “ Hasan boş yere ölmedin sen, biliyorum kurtulacak bu memleket. Zaten haberleri gelir yakında, hem biz savaşı kazanınca köyün meydanında şenlikler olur demi, O zaman Allah izin verirse kocamda, Ahmet’imde dönmüş olur “ Kundaktaki bebeğine baktı sonra. “Şu bebe var ya şu bebe, hatta bu memleketteki tüm bebeler büyüdüklerinde sizi anlatacak hep, bu vatanı kurtaranları anlatacak” . Sonra pencerenin dışına dikti gözlerini. Sabah ezanı okunur birazdan diye geçirdi aklından ve birden minarelerden sesler yükselmeye başladı. Ama ezan değildi bu ses. “Moskof Aziziye girdi” “Moskof Erzurum’a girdi” diye yükseliyordu sesler.
               Hemen bebeğinin yanına geldi 19 yaşındaki Nene. Emzirmeye başladı daha sonra Çanakkale’de şehit olacak bu çocuğu. “Hadi yavrum, hadi çabuk doyur karnını” Bir yandan bebeğini emzirirken bir yandan da dışarıda toplanan halkın bağrışmalarındaydı aklı. Herkes meydanda toplanmaya gidiyordu. Bıraktı bebeğini yavaşça beşiğine. “Seni bana Allah emanet etmişti, ben de şimdi seni O’na emanet ediyorum” dedikten sonra kardeşinin yanına geçip onu alnında öptü. “Seni öldüreni öldüreceğim” diye yemin etti. Bir eline kardeşinin silahını, diğerine de masadaki satırı alıp dışarı fırladı. Aziziye Tabyaları’na gitmek için hazırlanan halkın arasına karıştı. Etrafına bakındı, kadını, erkeği, genci, yaşlısı herkes bir aradaydı. Kim ne bulduysa eline almıştı. Bıçak, balta, sopa, kazma, kürek, hiçbir şey bulamayan taş almıştı eline.
               Sel olup akmaya başladı tüm Erzurum. Akın akın tabyalara doğru koşuyorlardı, ölüme koşuyorlardı, vatanı kurtarmaya doğru koşuyorlardı. Tabyaların menziline girdiklerinde Rus komutan emir verdi. “Ateş serbest”  Yaylım ateşiyle beraber kulakları sağır eden silah sesleri duyulmaya başlandı. Ön saflarda koşanlar vurulup birer düşüyordu ama kimse duraksamıyordu bile, ölenlere, yaralananlara aldırmadan tabyalara doğru koşmaya devam ettiler.
              Vurulan omzundan akan kanlara aldırmadan koşmaya devam etti Nene.  Önüne çıkan ilk Rus’u devirdi satırıyla. Devam ettikçe önüne çıkana acımıyordu. Artık satırı durmuyor bir inip bir kalkıyordu.  Biraz önce ateş eden Rus askerleri şimdi “Osman teslim” diyordu. Nene satırını her savuruşunda kollarında ölen kardeşini düşünüyordu, cephedeki kocasını, evde bıraktığı yavrusunu düşünüyordu. Duymuyordu bile “Osman teslim” diyen Rus askerini.

               Erzurum halkı ve bir avuç Türk askeriyle beraber tabyalara girdi Nene. Bundan sonra Rus’lar Erzurum’dan çıkarılıncaya kadar cephane taşıyarak, hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, su dağıtarak elinden ne geliyorsa yaparak çalıştı Nene.  Nene Hatun’un verdiği bu mücadele daha sonrada devam etti, evlatlarından üçünün 1.Dünya savaşında şehit vermenin acısına katlandı bu topraklar için.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



                 Kore zaferinden sonra Erzurum’a gelen NATO Başkomutanı General Ridgway, Nene Hâtun’u ziyareti esnasında şu sözleri dile getirir: “Birçok milletler, kahramanlarını sadece kahramanlık sanatı olan ordularının içinde ararlar ve ancak böylelikle bulurlar. Türklerde ise hakikî kahramanlar, akla gelmeyen mütevazı köşelerin iddiasız sakinleridir. Çünkü onlar kahramanlık iddiasında da değillerdir. Buna ihtiyaçları da yoktur. Çünkü kahraman olarak yaratılmışlardır. Nene Hâtun’un elini bu hisle öpüyor ve onu tanımış olmaktan iftihar ediyorum.”
                 8 Mayıs 1955’te “Yılın Annesi” seçilmiş  ve kısa bir süre sonra  22 Mayıs 1955’te, 98 yaşındayken zatürre hastalığından dolayı aramızdan ayrılmış ve  Aziziye Tabyası'na defnedilmiştir
(Tabya :Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen askeri yapıdır )
(Nene ismi yaşlılık anlamındaki nene değildir)


Categories: , , ,

4 Responses so far.

Leave a Reply

    Blogger news

    Blogroll

    About